Son güncellenme :22.08.2013 19:22
logo
Felsefe Konferansları 2013 - 2014 Serisi programı için tıklayınız...

ŞEHİRLEŞME SÜRECİNDE SOSYAL DEĞİŞİM

Esra Yıldız* **

*Atatürk Üniversitesi, Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi, Felsefe Grubu Eğitimi Arş. Görv. Erzurum

** e-mail: esrayildiz@atauni.edu.tr

GİRİŞ

Belirli bir dönem içinde, toplumda ve insanda gözlenen farklılaşmalar değişme kavramıyla dile getirilmektedir. Sosyolojik açıdan ise, toplumun yapısını meydana ge­tiren toplumsal ilişkiler ağının ve bunları belirleyen kurumların değişmesi, toplumsal değişmenin en önemli etkenidir. İnsanın doğa ve diğer insanlar ve toplumla olan ilişki­leri ve bu ilişkilerin değişmesi, toplumsal yapının bütünlüğü çerçevesinde ortaya çıkar. Toplumsal değişme en geniş anlamıyla toplumsal yapıda meydana gelen değişmeleri, farklılaşmaları yansıtmaktadır (Tolan, 1983:276-277). Toplumun yapısı denilince, kül­türel yapı özellikleri olarak kabul edilen nüfus ve sosyal tabakalaşma akla gelmektedir. Bunun yanı sıra fiziki yapı unsurları olarak da yerleşme tarzı (köy, şehir, büyük şehir bölgeleri) düşünülebilir. Öyleyse değişme, toplumun yapısını oluşturan nüfusun nite­lik ve niceliğinde, sosyal tabakalaşma ve yerleşme şekillerinde ortaya çıkabilir (Erkal, 1985:223).

Toplumsal değişme, toplumda meydana gelen farklılaşmayı anlatmaktadır. Toplumsal değişme büyük ölçüde manevi ve kültürel bir olaydır. Oysa toplumsal de­ğişmeye etki eden faktörler manevi ve kültürel olabileceği gibi, maddi ve fiziki de olabilir. Ülken’e göre, toplumsal değişme bir kültürün davranış modellerinde meydana gelen başkalaşmadır. Kongar’a göre değişme, toplumun yapısındaki değişmedir. Ayrı­ca onda değişme, ilişkilerin değişmesidir. A. Kurtkan Bilgiseven’e göre ise, toplumsal değişme cemiyet bünyesinin bir kısmında ya da tamamında ortaya çıkan müspet ya da menfi her türlü değişmeyi ifade eden tarafsız bir kavramdır (Doğan, Özyurt, Boz­toprak, 2009: 382-383). “Toplumsal değişme bir toplumsal yapıdan başka bir toplumsal yapıya, bir yapılar sisteminden başka bir yapılar sistemine geçmektir. Ya da aynı toplumsal yapıda kaldıkça toplusal değişme söz konusu olamaz; o, bir yapıdan başka bir yapıya geçiş olarak tanımlanmalıdır” (Ergun, 1974:145). Yukarıdaki tanımlardan da anlaşılacağı gibi, toplumsal değişme, toplumun yapısının değişmesidir. Toplum yapısı denince kültürel yapı özellikleri ile (nüfus, sosyal tabakalaşma), fiziki yapı unsurlarının (yerleşim tarzı gibi.) akla geldiği unutulmamalıdır (Ata, 2012:3). Toplumlar canlı birer organizma gibi sürekli değişirler. Ancak yaşadıkları değişme hızı toplumdan topluma değişiklik gösterir. Geleneksel toplumlar daha yavaş, endüstriyel toplumlar daha hızlı değişebilir. Değişmeyen hiçbir toplum yoktur. Değişme bazı toplumsal sorunlara çözüm getirir­ken, bazen de birtakım sorunları beraberinde getirir. Toplum içindeki değişim, belirli bir zaman diliminde somut, fiziksel ve kültürel bir çerçevede birtakım insanlar ara­sında geçer. Değişim bir süreçtir. Değişmenin yönü ilerleme olduğu gibi gerileme de olabilir.

Toplumsal değişmeyi etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bu faktörlerden bazıları fiziki çevre, teknoloji faktörü, kültür faktörü, demografi ve ekonomidir. Fiziki çevre , kültürel oluşumu toplumsal yapılanmaları ve hatta insanların fiziksel farklı­lıklarını etkileyen faktörlerden bir tanesidir. Bir coğrafi bölgenin toplumsal değişime uğraması doğal çevrenin özellikleri ile yakından ilgilidir. Öyle ki verimli topraklar ve yer altı zenginliklerinin varlığı ekonomik refahın artmasına neden olmuş, toplumsal gelişme hızlanmış ve ilerleme sağlanmıştır. Bunun tam aksine, doğal zenginlikler­den yoksun kalmak ise yine toplumsal değişmeye neden olur. Tabi ki bu değişmede olumsuz yönde kendini gösterecektir. “Fiziki çevrenin sosyal değişmeye olan etkileri üzerinde Le Play ve İbn Haldun’da durmuşlardır. Le Play’e göre, fiziki çevrenin aile yapısı üzerinde etkisi vardır. İbn Haldun ise, her iklimin kendine özgü bir insan top­luluğuna sahip olabileceğinden bahsetmektedir. Ancak, tek başına coğrafi çevre hem medeniyetin hem de sosyal değişmenin oluşabilmesi için yeterli değildir.” (Doğan, Özyurt, Boztoprak, 2009: 384)

Toplumsal değişmeyi etkileyen bir diğer faktör de teknolojidir. Teknoloji sonu­cunda meydana gelen sanayileşme büyük çaplı toplumsal değişmelere neden olmuştur. Örneğin tarımda makineleşme, tarımsal nüfusun bir kısmının kentlere kaymasını sağ­lamış ve kentleşmeyi hızlandırmıştır. Sanayileşmenin sonucunda aile yapısı daralmış, kadınlar çalışmaya başlamış, gelenekler değişmiş, eğitim kurumları etkinlini artırmış­tır (Tezcan, 1984:13). Değişimin itici gücü durumundaki teknoloji, bilimler sayesin­de üretilmektedir. Bilimsel çalışmalara kaynak aktaran ülkeler bilimsel ve teknolojik alanlarda büyük ilerlemeler kaydetmektedirler. Toplumsal değişmeler, teknolojiyi üre­ten ve kullanan ülkelerde gelişme ve ilerleme yönünde olmuştur. Doğayı egemenliği altına almak isteğindeki insanlık, doğal çevresine büyük zararlar da vermektedir. Bu durum günümüzde bilim ve teknolojinin gelişimini tartışma konusu haline getirmiştir.

Bir toplumda toplumsal değişmenin meydana gelebilmesi, insanın içerisinde bulunduğu çevreyi işleyebilmesi ve teknolojiyi kullanabilmesi, o toplumda var olan kültürün yaratıcılığına bağlıdır. Bir toplumun maddi kültürünün gelişmesi manevi kül­türünün zenginliğine bağlıdır. Eğer manevi kültür zengin ise, yeni tekniklerin bulun­ması ve uygulanması mümkün olur. Yine aynı şekilde manevi kültürü zengin bir top­lumun ilim ve tekniğe ayak uydurması ve onu takip edebilmesi daha kolay gerçekleşir. Manevi kültürün bu yaratıcı etkisi, ortaya çıkacak toplumsal değişmelere de yön ver­mektedir (Doğan, Özyurt, Boztoprak, 2009:385). Kısaca toplumsal değişme sürecin­de, maddi kültür öğelerindeki değişmeler zamanla maddi olmayan kültür öğelerini de değişime uğratmaktadır. Kültürel farklılıklar ve kültürel etkileşimler hem toplumların kültürünün çeşitlenmesini hem de insanlığın ortak mirasının zenginleşmesini sağlar.

Toplumsal değişmeyi etkileyen demografi, nüfusun sayısını ve yoğunluğunu, bölgesel ve sektörel dağılımını, niteliğini, nüfus artış hızını ve nüfus ile ilgili diğer olay ve olguları inceleyen bir bilimdir. Bir ülkede nüfusun artış hızı toplumsal değişmeyi olumlu ya da olumsuz yönde etkilemektedir. Gelişmekte olan ülkelerde, ekonomik bü­yümenin önündeki engellerden biri hızlı nüfus artışıdır. Nüfusun bölgelere göre farklı hızlarda artışı ekonomik, kültürel ve toplumsal sorunlara neden olmaktadır. “ Örne­ğin aşırı nüfus artışını ifade eden nüfus patlaması olayları o ülkedeki nüfus başına düşen ulusal geliri azaltmakta, iç ve dış göçleri sıklaştırmaktadır (Tezcan, 1984:11). Tam aksine planlı nüfus artışı ise bireylerin milli gelirden daha fazla pay almasını sağlayacaktır. Toplusal değişmeyi etkileyen önemli etmenlerden sonuncusu ise eko­nomi faktörüdür. Ekonomik etkinlikler sonucu bilim ve teknoloji gelişmekte, kültürel öğeler zenginleşmekte, fiziksel çevre yeniden şekillendirilmektedir. Ekonomik geliş­menin hızlanması ya da yavaşlaması diğer faktörlerle birlikte toplumsal değişmelerin yönünü etkilemektedir. Ekonomik etkinlikler insanlığın tarihsel gelişim sürecinde, toplumsal değişmenin yönünü belirleyen en temel faktör olarak diğer bütün etkinlik­lerin kaynağı durumundadır.

Genel olarak iki tip toplumsal değişme vardır. Bunlardan ilki serbest toplumsal değişme diğeri de müdahale yoluyla toplumsal değişmedir. Serbest toplumsal değişme herhangi bir müdahale olmadan kendiliğinden meydana gelen değişme türüdür. Nüfus artışına bağlı meydana gelen değişmeler veya turizm hareketlerinden meydana gelen değişmeler gibi. Günümüzde kitle iletişim araçlarındaki gelişmeler serbest toplumsal değişmeleri etkilemektedir. Bu tür değişmeler, özellikle kentlerde daha hızlıdır. Müda­hale yoluyla sosyal değişme de değişmeye belli yönlerde ve belli şekillerde müdahale edilir. Bu demokratik planlı bir müdahale olabileceği gibi, baskı yoluyla değiştirme de olabilir. Baskı yoluyla değiştirme toplumun kendi iç dinamikleri tarafından uygu­landığı gibi, dış etkiler tarafından da uygulanabilmektedir. “Bu tür değişmelere hükü­met darbeleri, sömürgecilik, belli ideolojilere bağlı liderlerin icraatı ve istilalar örnek olarak gösterilebilir. Bunlara toplumsal değiştirme de diyebiliriz. Ayrıca günümüz demokrasilerindeki planlı değişmeleri, zorunlu değişme olarak ele alamayız. Çünkü bunlarda bir zorlayıcılık yoktur. Örneğin ülkemizde plan hükümleri, özel kesim için yol göstericidir, tavsiye niteliğindedir.” (Tezcan, 1984:66) Nüfus planlaması müdahale yoluyla değişmeye bir örnektir.

İnsanın değişmez yapısı, kendisini keşfettiği andan itibaren değişmeye başlama ve buna bağlı olarak da çevresini değiştirebilme yeteneği üzerine kuruludur. Bu durum, aynı zamanda sosyal yönünü ortaya koymakta ve fiziksel olarak çevresine yapacağı müdahalelere göndermede bulunmaktadır. İnsanın mekânla sürekli iç içe olması, bahsi geçen fiziksel müdahalelerin en belirgin olanını, yaşadığı mekânlara yaptığı görülmektedir. Kendini konumlandırdığı evlerden başlayarak, sosyalliğini ortaya koyduğu cadde, sokak ve şehirlere kadar mekâna yaptığı katkılar, kendisini geliştirirken, aynı zamanda çevresini de değiştirdiğini kanıtlamaktadır.

İnsanoğlu tarihsel süreç içerisinde bir bölgede birlikte yaşama gereğini duymuştur ve bu bölgede kurumsallaşma sürecine gitmiştir. Bu durum yerleşim birimlerinin oluşmasını sağlamıştır. Buda zaman içinde kent olgusunun oluşmasını tetiklemiştir. O bölgedeki kültürel, sosyal, doğal v.b. belli başlı etkenler de bölgeler arası farklı kimliklerin oluşmasına neden olmuştur. Unutmamak gerekir ki kentler, insanın şekillenmesi sonucu meydana gelmektedir. Bu durumda kentlerin zaman için­de değişim geçirmesine neden olabilmektedir. Kentlerin değişim analizinde beş temel kriterden bahsedilebilir. Bunları sırasıyla göç, yönetimsel değişim, teknik değişim, toplumsal değişim ve fiziksel değişim v.b. olarak sayabiliriz.

Toplumsal değişmeyi belirleyen bir çok faktör bunmaktadır. Fakat bunların içerisinde en temel olanı üretim araçlarının ve üretim ilişkilerinin değişmesidir. Üre­tim güçlerinin devamlı bir şekilde değişikliğe maruz kalması toplumsal değişimin hı­zını artırmaktadır. Sanayi devrimi ve bununla birlikte hızlanan kentleşme, toplumsal değişmenin kendini en hızlı gösterdiği durumlardır. Kentleşme, üretim ilişkilerinin değişmesinin hem bir sonucu hem de başlangıcıdır. Kentler, kentleşme ile beraber in­sanların yaşadığı fiziki çevrede önemli bir değişme meydana gelmesi sebebiyle top­lumsal değişmeyi hızlandırmaktadır. Kentleşme ile birlikte sosyal yapıyı meydana ge­tiren bütün faktörler değişime uğramaktadır. Yaşam şekillerinin değişime uğraması; aile yapısının, kültürel değerlerin, siyasi eylem şeklinin değişime uğramasıdır. Yani diyebiliriz ki kentleşme, sadece nüfus birikim süreci değildir. Aynı zamanda kentleş­me ile birlikte, buralarda yaşayan insanlarda kentlere özgü davranış değişiklikleri demeydana gelmektedir (Erkan, 2004:243-245).

Kentleşme ile birlikte değişen en önemli kurum aile kurumudur. Sanayileşme ve kentleşme sonucu, geleneksel geniş aile biçiminden, modern çekirdek aile yapısına doğru bir geçiş başlamıştır. Bugün ülkemizde de kentlerde yaşayan ailelerin çoğunlu­ğu çekirdek aile yapısındadır. Kentsel ailenin büyüklüğü dört kişi boyutundadır (Kon­gar ve Berksoy, 1990:14). Kentlerde kendini gösteren çekirdek ailenin temel iki görevi vardır. Bunlardan ilki üreme, ikincisi ise, eşler arasında psikolojik dengenin sağlanma­sıdır. Kentleşme ile çekirdek aileye geçişin artmasıyla birlikte kadın erkek rollerinde önemli bir değişim süreci yaşanmıştır. Kadınların büyük bir bölümü evlerinin dışında ücretli işlerde çalışmaktadır. Bu da kadına yeni roller ve sorumluluklar yüklemiştir. Ayrıca kadının çalıştığı ailelerde, erkeklerin ev işlerine yardım etme oranı da giderek artmaktadır. Bunun yanı sıra erkeğin rollerinde gözle görülür bir değişiklik görülme­mektedir. Erkeğin geleneksel aile yapısında var olan görevleri çekirdek aile yapısında da devam etmektedir (Erkan, 2004:248-249).

Kentleşmenin kültürel değerlerin yapısında da değişime yol açtığı gözlenmek­tedir. “Kültür değişmesi, bir cemiyetin siyasi yapısında, idari müesseselerinde, toprağa yerleşme ve iskan tarzında, iman ve kanaatlerinde, bilgi sisteminde, terbiye cihazında, kanunlarında, maddi alet ve vasıtalarında, bunların kullanılmasında, tüketim madde­lerinin sarfında az çok husule gelen tahavvuleri ihtiva eder” (Ozankaya, 1982:109). Kentleşme en yalın anlatımıyla nüfusun kırsal alandan koparak kentsel alanlarda bi­rikme sürecidir. Bu süreç insanların kültürlerinin, siyasi davranışlarının değişime uğ­ramasına neden olmaktadır. Kentleşme ile beraber, geleneksel kültür ile kent kültürü karşı karşıya kalmaktadır. Böyle bir durumda olaylar her zaman kent kültürünün le­hine cereyan etmektedir. Geleneksel kültür tamamıyla ortadan kalkmaz fakat kendini farklı biçimlerde sürdürür. Kısaca kente yapılan göçlerle birlikte, göç edenlerin, yeni kent yaşamlarındaki gelirleri, işleri, yerleşim şekilleri ve maddi kültür ortamındaki değişmeler çok hızlı olmaktadır. Tabi bütün bu değişmeler manevi kültür alanında da kendini göstermektedir (Erkan, 2004:249-251).

Kent, çeşitli etnik grupları, meslek gruplarını ve sosyo-ekonomik sınıfları içine alan heterojen bir toplumdur. Dolayısıyla kentte her biri ayrı bir kültür ve inanç sis­temine bağlı olan ırk, etnik köken, sosyal yapı ve fonksiyon bakımından birbirinden açıkça ayrılan gruplar vardır. Kişiler artık yalnızca yaş ve cinsiyet özelliklerine göre değil etnik gruplarına ve sosyal sınıflarına göre farklılaşmıştır (Yörükkan, 1968:18- 19). Kırsal alanda var olan yüz yüze ve samimi ilişkilerin yerini kent yaşamında sami­mi olamayan iş ve çıkar ilişkileri almıştır. Kırsal alanda insanlar arasındaki ilişkileri sosyal normlar denetlerken kentlerde bunun yerini resmi normlar almıştır. Kırsal alanlarda prestij kaynağı yaş, cinsiyet, aile iken kentlerde bunların yerine ekonomik özellikler önem kazanmıştır. Kısaca kentleşme ile birlikte, kırsal alan yaşamındaki alışkanlıklar çözülüp yerini yeni alışkanlık biçimlerine bırakmıştır.

Kentleşme ile birlikte eğitim kurumları da değişime uğramıştır. Eğitime ve­rilen değerde aynı oranda artmıştır. Geleneksel toplumlarda bireyler, rollerini yerine getirmek için gerekli bilgi ve beceriyi belli bir örgün ya da yaygın eğitim kurumları olmadan da elde edebilmektedirler. Kentlerde ise, endüstri ve hizmet sektörü, asgari düzeyde de olsa teknolojiyi kullanabilecek bilgi ve beceriyi gerektirmektedir. Değişen teknolojinin üretimle bütünleşmesi ekonomi kolunda çalışanların bu duruma uyum sağlamaları ile mümkündür. Kentlerdeki yaşam biçimi bu yüzden değişmeye daha açıktır. İşte toplumlar kent toplumu halini aldıkça, okul sistemi de sosyalleşme amacı ile zorunlu hale getirilmiştir. Mesleki rolleri gerçekleştirmede uzmanlaşmaya talep gi­derek artmaktadır (Tatlıdil, 1997:59).

Türkiye’de kentleşme ile birlikte okuma-yazma oranlarında artış görülmekte­dir. Ayrıca özel olarak kadınlardaki okuma-yazma oranı da artmıştır. Bu gelişmelerin yanı sıra kentleşme sürecinde meydana gelen toplumsal değişme ile sanayi ve hizmet sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücü, bir çok teknik lisenin ve meslek yüksek okullarının açılmasını sağlamıştır. Bunun yanı sıra hızlı kentleşme ile gelişmekte olan ülkeler bazı sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedir. Öyle ki nüfusun kentlere doğru akması bir çok köy ve kasabalarda öğrenci azlığından dolayı okulların kapanmasına sebep olmuştur. Yine kentlerdeki sınıflar arası gelir şartları da eğitime yansımaktadır. Aynı kentte bir tarafta dünya standartlarına uygun eğitim kurumları bulunurken diğer tarafta da yeterli dersliği, laboratuarı, bilgisayarı v.b. olmayan okullarımızda bulun­maktadır. Buda kentleşme sürecindeki toplumsal değişmelerin olumsuz bir yönünü göstermektedir.

Kentleşmenin siyasi davranış üzerinde de önemli etkileri vardır. Birey, doğuş­tan getirmediği siyasi yargılarını, inançlarını ve tutumlarını belli bir öğrenme çerçevesi içinde zamanla kazanıp, geliştirmektedir. İşte bireyin içinde bulunduğu toplumun bir üyesi haline gelmesine toplumsallaşma, bu öğrenme sürecine ise siyasal toplumsallaş­ma denir. Kırsal kesim ile kentsel kesim arasında siyasal davranışlar bakımından bü­yük farklılaşmalar bulunmaktadır. Bu farklılaşmanın çeşitli nedenleri vardır. Öyle ki, eğitim düzeyinin düşüklüğü, dine ve geleneklere bağlılık, samimi (yüz yüze) iletişimin varlığı, yardımlaşma, kaderci eğilim gibi özellikler kırsal yaşamın temel özellikleridir. Buna rağmen kırsal insanının kendisini başkasının yerine koyarak onun duygularını anlayabilmesi biraz güçtür. Böyle olunca da kırsal insanında var olan tutum ve davra­nışlar çok zor değişir. Yeni olan her şey korku ve kaygı ile karşılanır. Bunun nedeni ise eğitim düzeyinin geride olmasıdır.

Siyasal davranışı belirleyen en önemli etken modernleşmedir. Kentleşme mo­dernleşmenin, doğal olarak siyasal davranış değişiminin en önemli faktörlerinden biri­sidir. Lerner’e göre kentleşme daha önce ortaya çıkmaktadır. Çünkü kentler ekonomi sonucu ortaya çıkan beceri ve kaynak çeşitlerini başka bir şeye ihtiyaç duymadan ge­liştirebilirler. Daha sonra da kentleşme süreci içerisinde, siyasal davranış değişikliğini oluşturarak yeni ilişki biçimleri ortaya koyarlar (Erkan, 2004:258-259). Kentler orta­ya çıkmalarından bu yana entelektüel aktivitelerin merkezi olmuştur. Eski Yunan’dan günümüze kadar özgürlük ve demokrasi belirgin olarak kentlerde kendilerini göster­mektedirler. Demokrasi ise, ortaçağ kentlerinin kendi kendilerini yönetme isteğinden doğmuştur. Kentler 14. Yüzyıldan 17. yüzyıla kadar yeni bir siyasi yönetim anlayışı geliştirmişlerdir. Kent havası insanı özgür kılar cümlesi kentleşme ile siyasal davra­nış ilişkisini ortaya koymak için söylenmiş yerinde ve anlamlı bir sözdür (Görmez, 1997:35-36). Türkiye örneğine bakacak olursak, Türkiye’de kentleşme süreci radikal siyasal eğilimleri artırmıştır. “Kentler de, özellikle gecekondu alanlarında kentle bütünleşemeyen kitlelerin mevcut sisteme, yönetime ve hatta kendilerine güvenlerinin kalmadığı görülmektedir. Kentte kalış süreleri arttıkça kültürel bütünleşmenin artması beklenirken tersine gelişmeler gözlenmektedir (Görmez, 1997:135).

Kentler kurulur, büyür, gelişir, değişir ve bu süreç devamlı sürer gider. Kent­lerin kuruluşu bazen kendiliğinden bazen de belli bir sistematiğe bağlı olarak oluşur. Sistematik şehir planlamasından geçtikten sonra kurulan şehirler daha hızlı büyür ve belli bir standarda ulaşması daha az sancılı olur. Kentleşme sürecinde metropol şehir olmaya aday yerleşim birimleri sürekli bir değişim içindedir. Bu süreçte özellikle göç alan şehirlerde hızlı değişimler yaşanır. Gelişim sürecinde şehirliler modern hayata en­tegre olmaya çalışırken köyden göç eden insanların da şehir hayatına ayak uydurmaya çalışması ve kendilerini yenilemeleri gerekmektedir.

Sonuç olarak kentleşme yalnızca bir nüfus birikimi süreci değildir. Kentleşme aynı zamanda toplumsal değişmenin hem nedeni hem de sonucudur. Kentleşme sonu­cunda toplumsal değişmenin insanların davranışlarında ve ilişkilerinde, değer yargı­larında, tinsel ve özdeksel yasam biçimlerinde değişim meydana getirdiği gözlemlen­ mektedir. Bundan dolayı kentleşme kavramı toplumsal değişme kavramı ile ele alınıp incelenmelidir. Kısaca kentleşme sürecinden bahsederken toplumsal değişmeden ba­ğımsız bir kentleşme düşünmek neredeyse imkansızdır.

 

 

KAYNAKLAR

ATA, Bahri 2012. Bilim, Teknoloji ve Sosyal Değişme, Ankara: PegemA Yayıncılık

DOĞAN, S., ÖZYURT S. ve BOZTOPRAK G. 2009. Sosyoloji Çarşısı, İstanbul: @ Yazı Yayınları

ERGUN, Doğan1974. 100 Soruda Sosyoloji El Kitabı, İstanbul: Gerçek Yayınevi

ERKAL, Mustafa 1985. Sosyoloji, İstanbul: Der Yayınları

ERKAN, Rüstem 2004. Kentleşme ve Sosyal Değişme, Ankara: Bilimadamı Yayınları

GÖRMEZ, Kemal 1997. Kent ve Siyaset, Ankara: Gazi Kitabevi Yayınları

KONGAR, Emre ve BERKSOY, Taner 1990. İstanbul Halkının Günlük Yaşam Biçimi ve Tüketim Davranışları Araştırması, İstanbul: İstanbul Ticaret Odası Yayını

OZANKAYA, Özer 1982. Toplumbilimine Giriş, Ankara: S Yayını

TATLIDİL, Ercan 2002. “Kentleşme ve Göç”, Sosyolojiye Giriş, Ankara: martı Kitap Yayınevi

TEZCAN, Mahmut 1984. Sosyal ve Kültürel Değişme, Ankara: Ankara Üni. Basımevi

TOLAN, Barlas 1983. Toplumbilimlerine Giriş, Ankara: Savaş Yayınları

YÖRÜKKAN, Ayda 1968. Şehir Sosyolojisinin Sosyolojik Temelleri, Ankara: İmar ve İskan Bakanlığı Mesken Genel Müdürlüğü Yayınları

 

İkinci Uluslararası Felsefe Kongresi 11-13 Ekim 2012, Bursa, Türkiye

Second International Philosophy Congres, October 11-13 2012, Bursa, Turkey 

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları felsefegazetesi.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Makalelerin içeriğiyle ilgili tüm sorumluluk yazarın kendisine aittir.

Bu gazete, basın yayın ilkelerine uymaya söz vermiştir.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.